Tuesday, September 14, 2010

Akbank Caz Festivali 23 Eylül - 12 Ekim 2010 / Akbank Jazz Festival 23 Sept. - 12 October {İstanbul}

Bu sene yine müthiş bir program yapılmış “kırmızı” caz festivali için. Ben işlerin yoğunluğu dolaysıyla sadece bir tanesine gidebileceğim ama gitme imkanı olanlar için kısa kısa kaçmayacak bazı konserlerden bahsetmek istedim.

Biletler ise Biletix'de satışta.


24 Eylül 2010 – Aya İrini
John Surman with Chris Laurence & The Trans4mation String Quartet




John Surman Büyük Britanya’dan çıkan en yetenekli caz müzisyenlerinden biri. Adanın müzik konusunda başarısı malum. Oradan çıkıp da dünyayı kasıp kavurmuş sanatçıları saymaya başlasak tüm gün sürebilir. İlginçtir ki bu durum “caz” konusunda böyle değil, tek tük sanatçı ismini duyurmayı başarabilmiş. John Surman da bunlardan biri. Özellikle Alman plak şirketi ECM üzerinden çıkardığı albümler müthiş. Hüzünlü saksafon tonu da zaten bu şirketin sound’una tam uymaktadır.

Ülkemize ise klasik bir caz grubu yerine yaylılar orkestrası ile geliyor. Bu tip klasik müzik enstürmanları ile caz müziğin birleşimine hep temkinli yaklaşmışımdır. Çünkü sonuç tahmin edilemez oluyor; bazen müthiş bir müzik ziyafeti çekerken bazen de kendinizi tam anlamıyla bir “freak show”un ortasında buluyorsunuz. Bu konserin sound’u hakkında bir fikir edinmek isterseniz ECM 1956 katalog numaralı “Spaces in Between” albümünü dinleyebilirsiniz.

Daha fazla uzatmayayım, Aya İrini zaten büyülü bir alan ve konser için seçilebilecek en iyi yerlerden biri. Benim tavsiyem bu değerli müzisyenin konserini kaçırmamanız.


28 Eylül 2010 – Babylon
Nils Petter Molvaer




İşte benim gideceğim konser! Trompet en sevdiğim müzik enstürmanı bu yüzden pek tarafsız olamayacağım ama Baltık’lardan gelen bu ünlü sanatçı gerçekten heyecan verici. Yaptığı besteler, kendine özgü lirik sound’u ve sahne performansıyla bir bütün.

Yaptığı müzik ise gelecekte caz müzik nasıl olacak ondan bir demet sunuyor adeta. ECM’den çıkardığı Khmer ile başlayan yolculuk son zamanlarda kendi plak şirketinden çıkardığı albümler ile devam ediyor. Hem kulağa hem göze hitap eden bir sahnesi var. Gözü kapalı gidip müthiş zaman geçireceğiniz konserlerden.


29 Eylül 2010 – Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu
Miroslav Vitous “Remembering Weather Report” feautiring Franco Ambrosetti




Çek kontrbas canavarı Miroslav Vitous caz dünyası için en önemli isimlerden biri. Efsanevi Weather Report grubunda çalmış, Miles Davis, Chick Corea gibi müzisyenlere eşlik etmiş dev bir isimden bahsediyoruz. Yanlış anımsamıyorsam ülkemize ikinci gelişi olacak fakat böyle müzisyenleri festivallerimize çekebilmek büyük bir keyif gerçekten.

Konserin isminde geçen “Weather Report” grubundan kısaca bahsetmek lazım. Bu grup deneysel piyanist Joe Zawinul ve her daim avant-garde olan saksafoncu Wayne Shorter tarafından 40 yıl önce kurulduğunda caz dünyasında yepyeni bir akım başlattı. Fusion olarak adlandırılan bu yeni müzik türünde jazz ve rock müzik müthiş bir biçimde harmanlanmıştı. Sonuç olarak onlarca albüm ve bu gruptan esinlenmiş yeni bir sürü grup türemiştir. Bir değişik anektod ise grubun kurucuları değişmese de dönemin en iyi müzisyenleri hep bu grupta çalmıştır. Bunun nedeni ise bu grupun sound’unda her enstürmanın ayrı bir solosu olması ve şarkıların yoğun improvizasyonları içermesi. Kısacası bir müzisyenin kendini geliştirmesi için gereken her şey vardı: Üstad seviyesinde müzisyenler, improvizasyonlar, sololar... Bize de ortaya çıkan muhteşem “şey”leri dinlemek kalıyordu.

İşte bu grubun demirbaşlarından olan Miroslav Vitous, 2006 yılında yine ECM plak şirketinden bu gruba saygı duruşu niteliğinde bir albüm çıkarmıştır. Albümdeki parçaların çoğunluğu Vitous’un bestelerinden oluşuyor. Güzel ve ilginç olan taraf bu besteler efsanevi Weather Report grubunun şarkılarından yada grubun üyelerinin şarkılarından esinlenerek, düşünülerek yapılmış. Veya ünlü klasik müzik bestecisi Dvorak ile Miles Davis’in füzyonu gibi uçuk şeyler denenmiş. Bu yeni bestelerin tamamen akustik ve oldukça uyumlu Vitous’un yeni grubundan dinlemek ise ayrı bir keyif. Konserden önce bir fikir edinmek isterseniz ECM 2073 katalog numaralı “Remembering Weather Report” albümünü alabilirsiniz fakat sizi temin ederim ki canlı performans bambaşka olacak!




30 Eylül 2010 – Babylon
Burhan Öçal & Jamaaladeen Tacuma & Wolfgang Puschnig




İşte bir freak show! Dünyaca ünlü sanatçımız, müthiş yetenek ve güzel insan Burhan Öçal’a Amerika’lı basçı Tacuma ve saksafoncu Puschnig eşlik edecek. Burhan Öçal’ın darbukasına ve ritmlerine söylecek zaten hiçbir şey yok. Funk ile aram pek olmadığından Tacuma’yı daha önce dinlemişliğim yok fakat funk bas ile darbuka’nın etkileşimi çok ilginç olacak! Puschnig ise gerçek bir yetenek ve ismini kanıtlamış bir isim. Genelde benim dinlediğim albümlerinde melankolik ve ağır çalan bir havası vardı. Fakat konserdeki diğer isimleri düşününce o gece sert çalacak demektir!


8 Ekim 2010 – Ghetto
Hindi Zahra




Bu isme özellikle dikkat çekmek isterim. Normalde iki elim kanda olsa gideceğim bir konser fakat bu tarihte yurt dışında olacağım için kaçırıyorum.

Sanatçının albümü 2010 yılı arasında aldığım albümlerin en iyilerinden biri. Gerçi yaptığı müzik ne kadar caz olarak adlandırabilir bilmiyorum ama müthiş bir füzyon olduğu gerçek. Kendi kültüründen kattığı değerler ile günümüz modern müziğini çok çok iyi bir şekilde harmanlamış üstüne bir de çok güzel sözler yazmış. Yer yer huzura ereceğiniz, zaman zaman çok eğleneceğiniz oldukça keyifli bir konser olacağına eminim. En azından Avrupa’dan gelen haberler öyle :).

Yeni nesil sanatçılar böyle olmalı işte! Süper yetenekli biri. Bestelerini kendi yapıyor, sözlerini kendi yazıyor yani hep kendinden bir şey katıyor. Sesi de çok güzel olunca elbet keşfediliyor insan. Gidebilecekleri şimdiden kıskandım diyip bu yazıyı sonlandırıyorum.


Bunların dışında eğer daha önce hiç dinlemediyseniz İlhan Erşahin ve Selen Gülün’e gitmenizi tavsiye ederim. Bu tip sanatçılar, özellikle ülkemizden, kolay yetişmiyor. Desteklemek lazım o yüzden.

İlhan Erşahin daha çok future jazz denilen elektronik müzik tabanlı bir caz yapıyor ve gerçekten eğlenceli bir sahnesi var.

Selen Gülün ise ülkemizin yetiştirdiği en iyi caz müzisyenlerinden biri. Çok güzel besteleri ve harika bir piyano stili var. Yumuşak çalışı ile Norveç’li ünlü piyanist Tord Gustavsen’e benzetiyorum ben onu. Çok özel bir akşam olacağına eminim.



“Red” Jazz Festival, which takes it color from the sponsor bank’s logo, is the 3rd and last of annual big jazz festivals in the beautiful city of İstanbul. In this festival you can watch and listen famous jazz artists from all around world and it also offers local cuisine i.e. local jazz stars.

This year, I am going to attend only one of the concerts due to my very busy schedule. But I made a small recommendations list which you shouldn’t miss!
If you like future jazz, which is combination of classic jazz instruments based on electronic background, I strongly recommend İlhan Erşahin. He is a very talented composer and a fine saxophone player who owns a jazz club in New York. He will play in a bar called “Babylon” which has very very good history. A lot of talented musicians over the year came here and performed. I like this place a lot, sort of a home to me and I know you will like it there too.

Selen Gülün, one of the most talented jazz musicians this country growed, will perform three nights in a row. She is a great composer and a pianist, whom also sings occasionally. Her style can be categorized as post-bop, modern jazz. I tend to compare her delicate piano playing with world renowned pianist Tord Gustavsen. She is also very productive, already a bunch of albums released. So I suggest go with a few extra bucks, at the end of the concert you may want to buy and get them signed :).

Other than this, Burhan Öçal concert is likely to be a “different” experience and this freak show should not be missed.

Now let’s talk about international starts that are going to attend this year’s festival. In the first week of the festival, English baritone sax player John Surman and his string orchestra will play in beautiful Aya İrini Museum. The week after, there will be two massive concerts in succession: Baltic trumpet player Nils Petter Molvaer and Czech bass giant Miroslav Vitous. If you like future jazz, Nils Petter Molvaer certainly will give you the best and if you want classic jazz tunes blended with modern notes and ECM record’s unique sound, Miroslav Vitous Band is a sensible choice. Finally, finish this festival with highly acclaimed young musician Hindi Zahra. Her freshness and ability to both write and sing songs will put a smile on your face.

Until next time, which is going to be annual Ankara Jazz Fest
.

For tickets,
http://www.biletix.com/static.htm?page=sp36

No comments: